Kur’an’da Haset Ne Demek? Bir Genç Yetişkinin Duygusal Hikayesi
—
Hayat bazen senin ellerinden kayıp gider, anıların gözlerinin önünde birer bulanık görüntüye dönüşür. Kayseri’nin huzurlu sokaklarında yürürken, o an bir kelime aklıma geldi: haset. Bir anda yerleşti zihnime. Kur’an’da geçen bu kelime, birçok anlam barındırıyordu. Ama benim için, o an bir başka anlam kazandı. Yalnız başıma bir kafe köşesinde, günlüğüme yazarken, bir yandan da anlamını çözmeye çalıştım.
Yavaşça yazarken, bir yandan da içimde birikmiş olan duyguları hissettim. Öfke, hayal kırıklığı, biraz da utanç… Haset kelimesi, bir zamanlar içinde bulunduğum bir durumu, içinde bulunduğum ruh halini en iyi şekilde açıklıyordu. Peki ama, neden bu kadar derin hissetmiştim? Haset, sadece bir kavram mıydı, yoksa hayatta bir şekilde yer edinmiş başka bir duygu muydu?
—
Bir Savaşın İçinde: Haset Nedir?
Kur’an’da haset, bir insanın başka bir insanın sahip olduğu şeylere duyduğu kıskançlık ve bu yüzden ona zarar verme isteği olarak tanımlanabilir. Allah, bizlere başkalarının başarısını kutlamayı ve onlara sevgiyle yaklaşmayı öğretiyor. Ancak bazı insanlar, bir başkasının başarısının ya da mutluluğunun kendi eksiklikleriyle yüzleşmelerine sebep olduğunu düşündüklerinde, içlerinde haset duygusu doğar.
Kıskanmak, aslında insanın kendi huzursuzluğunun dışa vurmuş halidir. Herkesin kendi yolculuğu, kendi hayatı, kendi mücadelesi vardır. Ama bazen, o kadar derin bir boşluk hissedersin ki, başkasının mutluluğuna zarar vermek istersin. Kur’an, bunu yasaklamaktadır çünkü bu duygu insanı karanlık bir yola iter ve insanı başka insanlara düşman yapar. O an, kendimi öyle hissetmiştim.
—
Bir Sınavın Gölgesinde: Kendi Hasetimi Buldum
Bir zamanlar, üniversiteden mezun olmuştum. 22 yaşındaydım. Hayatın ne kadar karmaşık ve bazen de zor olduğunu yeni yeni anlıyordum. Her şey yolunda gibiydi; fakat içimde bir şeyler eksikti. Herkesin başarılı olduğunu, hayatlarına yön verdiklerini ve ne istediklerini bildiklerini görüyordum. Bense sürekli bir yerlerde kayboluyordum.
Bir gün eski arkadaşım Fatma ile karşılaştım. O, üniversiteyi bitirdiği günden beri kendi işini kurmuş, bambaşka bir dünyada başarılar elde etmişti. O kadar başarılıydı ki, hayatının her alanında düzen ve mutluluk vardı. O an içimde tuhaf bir his belirdi. İlk önce fark etmedim, ama sonra gözlerimi ona odakladığımda ne hissettiğimi anladım: Haset. Neden ben de o kadar başarılı olamıyordum? Neden o kadar mutlu değildim? Gözlerimde bir hüzün, bir kıskanma vardı. Fatma’nın yüzündeki mutluluğu gördükçe, ona imreniyor ve bir yandan da kendimi aşağılanmış hissediyordum.
Bu, aslında bana anlatılmaya çalışılan bir şeydi. İçimdeki karanlık düşüncelerin, sadece kendi eksikliklerimden kaynaklandığını fark etmedim o an. Bir şeyler kaybolmuştu ve bunun sorumlusu da başkalarının başarıları değildi. Ben, kendi yolumu kaybetmiştim.
—
Hasetin Beni Tüketmesine İzin Vermek: Bir Ders
Zihnimdeki karışıklık büyüdü. Bir hafta boyunca, o haset duygusu içimde bir yara gibi kaldı. Ama zamanla fark ettim ki, bu duygular beni sadece yavaşlatıyor, engelliyor ve içimde biriken negatif enerjiyi daha da büyütüyordu. Kendime sordum: Neden başkalarına zarar vermek istiyorum? Aslında tek yapmam gereken, kendi hayatımda neyi yanlış yaptığımı anlamaktı. Başarı dediğimiz şey, hepimizin yolculuğu, ancak o yolda birbirimizle yarışmamıza gerek yoktu.
Kur’an’da haset, sadece dışa yansıyan bir duygu değil; insanın içinde gizli kalmış karanlık düşüncelerinin de bir ifadesiydi. Başkalarının sahip olduğu şeylere göz dikmek, insanı ruhen tüketiyordu. Ama bu duyguyu kontrol altına alabilseydim, kendimi daha iyi hissedebilirdim. O an, kendimi yeniden toparlamaya karar verdim. Başkalarının hayatları hakkında endişelenmek yerine, kendi yoluma odaklanmalıyım.
—
Umudu Kucaklamak: Haset’i Yenmek
Bir sonraki sabah, Kayseri’nin sıcak havasında bir yürüyüşe çıktım. Yavaş adımlarla yürürken, kafamda düşüncelerim durulmaya başlamıştı. O an, o ilk anda hissettiğim hayal kırıklığı yerini bir anlayışa bırakmıştı. Haset, içimdeki boşluğu doldurmak için var olan bir duygu değil, aslında kendimi yeniden inşa etmek için bir fırsattı. Başkalarının mutluluğu bana acı vermemeliydi; aksine, onların başarısı, bana ilham kaynağı olabilirdi.
O günden sonra, hayatımı yeniden yapılandırmaya başladım. Her gün bir adım daha attım. Kimseyi kıskanmak yerine, kendi yolumu çizdim. Yavaşça ama emin adımlarla ilerlerken, başkalarının başarılarını kutlamak, onları desteklemek beni bir adım daha büyüttü. Haset, zamanla içimdeki yeri boşalan bir duygu haline geldi. Yavaş yavaş kayboldu.
—
Sonuç: Haset, Bir Ders, Bir Işık
Kur’an’da haset, kalbi karartan bir duygu olarak tanımlanırken, aslında insanın ruhsal olarak da bir zaafının göstergesidir. Kıskanmak, kaybolan bir şeyin arayışıdır. Ama bu yol, insanı karanlığa sürükler. İnsan kendi iç yolculuğunda mutlu ve huzurlu olmak için başkalarının sahip olduklarına değil, kendi içindeki değerlerine odaklanmalıdır.
Şimdi, o eski kaybolmuş, kıskanmış halimden çok daha iyiyim. Kayseri’deki sakin sokaklarda, sabahları meditasyon yaparak, zamanımı çok daha huzurlu geçiriyorum. Artık başkalarının başarısı beni üzmüyor, aksine bana ilham veriyor. Haset, geçmişteki bir gölge gibi kaldı ve ışığım, her geçen gün daha parlak oldu.
Ve ben, 25 yaşında bir genç olarak, hayatımı yeniden şekillendiriyorum. Başkalarına ihtiyaç duymadan, yalnızca kendi içimdeki güçle ilerliyorum. Çünkü haset, ancak fark ettiğimizde ve kabul ettiğimizde kaybolan bir duygudur.